30 Haziran 2010 Çarşamba

Bir Gün Herkez Taşeron Olabilir


Bugün Gazetesi'nin haberi. Başka hiç bir gazetede görmedim. Varsa yollayın.

Zaten bu haberi bekliyordum. Yeni moda TAŞERON lafında. Artık kurtulamayız. Hükümet PKK'yı da Ergenekon'a bağladı. İşveren Ergenekon çok zengin olmalı.

Hükümetin yeni hedefinde Fenerbahçe'nin kaçan son şampiyonluğu olabilir. Yoksa Trabzonspor Ergenekon'un taşeronu mu? Hem kupayı aldı hem de şampiyonluktan etti.

Bakalım daha neler Ergenekon'a bağlanacak?

Aslansın Takvim


Dünya basınında sadece Takvim'de :

BİN LADİN ÖLDÜ !

29 Haziran 2010 Salı

Erkek Olsun, Bizim Olsun.


Star Gazetesi'nin Guti haberi. Bu haber her yerde yayınlandı. Star bizim neyimiz eksik diyerek bu yalan haberi imzasız olarak Demirören'in ağzından veriyor :

Beşiktaş Başkanı, erkek arkadaşıyla öpüşme fotoğrafı yayınlanan İspanyol yıldızı alma düşüncesinin olmadığını söylerken ...

Evet, sözü geçen Guti'nin öpüştüğü kişi, yandanki manken hanımefendi, Bimba Bose. Biraz erkeksi ama erkek değil. Bu durumu bütün dünya öğrendi. Ben bile biliyorum ama Star Gazetesi veya Beşiktaş Başkanı bilmiyor.

Bu haberin aynısını bütün gazeteler yaptı. O yüzden Star'a yüklenmek istemiyorum ama artık çok eskidi. Bu kadar haber sıkıntısı çekeceklerine yalandan yeni bir transfer haberi yapsalar bari. Ama o da düşünmek gerektirir. Çok zor...

28 Haziran 2010 Pazartesi

Oley Afrika


Milliyet Gazetesi köşe yazarı Hasan Cemal. Yazılarını severim. Güney Afrika'daki dünya kupası hakkında bir yazı yazmış. Ama öyle bir başlık atmış ki, okurken bir hoş oldum :


"Şakira’nın fıkır fıkır kalçaları, hop hop memeleriyle dev bir diskoya dönen tribünlerde futbol keyfi!"

Bu cümle, yazı içinde de geçiyor. Ama başlığa taşıyan kendisi mi yoksa editör mü tam emin olamadım.

25 Haziran 2010 Cuma

Açıklıyorum, Lezbiyenim.

Takvim Gazetesi'nden bir magazin haberi. Ama benim kafam karıştı. Haber şöyle :

Hande'nin tahtına yeni aday
Çiçeği burnunda şarkıcı Emel Yalçın, 'Yeni gay ikonu benim, Hande Yener kusura bakmasın' diyerek iddialı konuştu ...

Haberin devamı zaten aynı cümlelerin tekrarından oluşuyor. Duruma açıklık getirilmemiş. Belki de benim anlayamadığım değişik bir jargon var...

24 Haziran 2010 Perşembe

Ne Demek İstiyorsun?


Star Gazetesi ne demek istiyor? Diyor ki :

AKP attığı ve laiklerin hoşuna gitmeyecek her adımda PKK işbaşında. Nedir bunlar, Cumhurbaşkanlığı seçimi, ya da Referandum veya Ergenekon ... Yani diyor ki PKK laiklerin TAŞERON'u.

Üzülerek söylüyorum. Herkes bu şekilde, kendi işine geldiği gibi konuşmaya devam ederse bundan Terör kazançlı çıkar. Malesef Kürt, Türk bölünmesinden daha tehlikelisi de bu bölünme. Üstelik, kimin kime karşı olduğu da belli değil. Yani AKP'ye karşı yaratılan yapay düşman. AKP'nin icraatları başarısız olunca (açılım gibi) suçu düşmanlarına atmak. Medya da alet oluyor.

Bunun en güzel örneği, bugün ki Yeni Şafak Gazetesi'nin sür manşeti.

"Teröre en çok ergenekon sevindi."

Ergenekon'un daha tam tanımı bile yapılmamışken, ve Ergenekon'dan içeri atılanların çoğu askerken ve PKK ile savaşan da askerlerken, teröre niye Ergenekon seviniyor. Amaç, olmayan bir düşman yaratmak. Ve hükümetin oy kaybetmemesi için suçu bu hayali düşmanlara atmak.

Peki Taraf Gazetesi'nin bugün kü manşeti ne?

"PKK'da Ergenekon tutuklaması."

Tanıdık geldi mi? Hem de aynı gün.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Olursun Lord

Daha dün yazmıştım. Fotomaç Gazetesi'nde Ronaldinho Servisi var diye. İşte buyrun. O servis Brezilya ile temasa geçmiş, araya Roberto Carlos'u da almışlar gazetecilik oynuyorlar. Ronaldinho Türkiye'ye gelirse Lord olacağını sanki bilmiyor. Takipteyim. Topuz'u Kartal'ın elinden alan Fener'e misilleme Ronaldinho olarak gelecek. Görürsünüz.


Ana sayfanın alt köşesinde tanıdık bir isimden tanıdık bir tabir var.

"Quaresma Büyük Futbolcu Değil. Hıncal Uluç"

22 Haziran 2010 Salı

Bu Ne Nefret

Vakit Gazetesi, İlhan Selçuk'un vefatını haber yapmış.

"1976'da Güzel Amerikalı adlı bir kitap yazan Selçuk, son nefesini Amerikan Hastanesi'nde verdi."

Vakit Gazetesi, çok ince detaylarla nefret kusmaya devam ediyor. Dün de İ.Selçuk öldü şeklinde duyurmuştu web sitesinden. Dindar bir gazetenin ölülerin ardından kötü konuşması bana garip geliyor. Halbuki ölülere daha saygılı olması onlardan beklenirdi.

Ölülerin ardından kötü konuşmak caiz değildir Hz Aişe validemizden rivayet edilen bir hadisi şerifde Peygamberimiz (sav) "Bir arkadaşınız öldüğü zamanonu bırakın, onu gıybet edip ayıplamayın" buyurmuştur(Ebu Davud, Sünen, Edeb, 49, c IV, s 27

Türkiye'nin en büyük gazetecilerinden ve simgelerinden birine daha büyük saygı beklerdim.

Pek Yakında Beşiktaş'ta

Fotomaç Gazetesinde Ronaldinho için ayrı servis var sanırım. Bundan 2 ay önce Galatasaray da olan Ronaldinho şimdi Fener'in kapısında yatıyor.

Haftaya Beşiktaş'a bekleriz.

http://pastamedya.blogspot.com/2010/03/fotomacn-ronaldinho-ask.html

18 Haziran 2010 Cuma

I love U Murdoch

Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ertuğrul Özkök. Kendisi yine fildir fildir gezmiş :

ÖNCEKİ akşam, Londra’da Kensington Gardens’ta Rupert Murdoch’un yaz davetindeydim. Doğan Grubu’ndan Mehmet Ali Yalçındağ’la birlikte, bu partilere üçüncü yıldır davet ediliyoruz. Londra’nın önde gelen şahsiyetlerinin çoğu orada. Bu yıl Rupert Murdoch’u geçen yıllara göre çok daha neşeli gördüm.
Saçlarını hiç görmediğim kadar kısa kestirmiş. (çok iyi tanır kendisini, kankasıdır hatta) Bu ona daha dinç bir hava vermiş. Oğlu James Murdoch, her geçen yıl işine daha hâkim bir insan görüntüsü veriyor.(oğlunu da severim,mmm nefis)

... Bense Rupert Murdoch’a Wall Street Journal’da yaptığı değişiklikleri hayranlıkla izlediğimi söyledim.
(buradan, bahsettiği adamın Wall Street'in başındaki adam olduğunu yazının taa ortasında öğreniyoruz. Özkök kendisini o kadar iyi tanıyor ki, okuyuculara tanıtmasına gerek bile duymuyor)

Yazı sonlara doğru şöyle bir cümle ile devam ediyor :

... Masada en çok konuşulan konu, Apple’ın yeni ürünü iPad’di. (araya reklam almış)

Sonuç olarak, net bir methiye derlemiş Özkök. Yazının başlığı hiç ilginç değil.

Murdoch neden başarılı anladım.

Ancak yazının içinde, bu başlıkla ilgili hiç bir detay yok. Sebep, çünkü öyle birşey yok. Bilmiyor. Bu yazıyı ingilizceye çevirip kendisine göndermiştir. Şimdi övgü dolu bir cevap bekliyordur. Cevap gelsin ki, bir sonraki yazısına yapıştırsın.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Kim Bunlar?

Ayşe Arman, Sibel Arna'nın sansasyonel yazısına birşeyler demiş. Dadısını okuyucusuna eleştiren Arna yı çalakalem yazmakla suçluyor.

Sevgilimle ben, Alya 6 aylıkken yanımızda dadısız madısız, uçağa atladık İtalya’ya gittik, oradan kiralık bir arabayla Como, Portofino, Cannes, Nice yaptık, 6 farklı otelde kaldık. Bunun da haber değeri yok. Haa yazılmasına yazılır ama “challenge” gibi sunulması tuhaf.

Yazının son cümleleri :

Aldırma Sibel, kendinle dalga geç, oğlunla birlikte yazın keyfini çıkar. Bir de dadıyla mutlaka barışma fotoğrafı bas!

Bu ne yaman çelişki. Hem severim hem döverim. Sibel Arna'ya üstünlük taslıyor. Yol gösteriyor. Eziyor, parçalıyor. Kadın işte ...

Ayşe Arman'dan haber değeri taşıyan eski bir yazısından bölüm :

BU sefer durumu biraz daha abarttık. Alya ile birlikte camları ve şamdanları evden otele taşıyoruz. “Aman mumları unutmayalım!”
8 tane 60 santimlik cam mumluk, yerde duracak, yakınca bıcır bıcır, şahane bir ışık olacak.
Ve kristal üçlü bir şamdan...
Onu banyoya koyacağız... “Aman dikkatli olalım...”
“Tamam anne merak etme. Bütün bunlar babanın doğum günü çok güzel olsun diye değil mi?”
“Evet. Hadi acele et...”
İki de şampanya götürüyoruz evden.
Her şeyi yükleniyoruz, hediyeler dahil.
Alya, babası için benim çok sevdiğim bir hediye kutusu yaptı.
Ben böyle bizzat yapılmış şeyleri

14 Haziran 2010 Pazartesi

Kişi Dadı'lamaya Başlar

Hürriyet Gazetesi yazarı Sibel Arna'nın yazısından bir kuple :

Yüzme bilmemesine rağmen her gün beş posta denize giremediği için hayıflanmaya başladı. “Sibel Hanım keşke kocamla çocuklarım da burada olsaydı” sayıklamalarının ardı arkası gelmedi. Normal şartlarda Rüzgar’ı mutlu etmek konusunda profesör olan kadın, deniz üstündeyken sınıfta kaldı. Oğlumu alıp, oyuncakları yayıp bir saat kesintisiz vakit geçirmeyi hiç başaramadı. Bunun yerine Rüzgar’ı kucaklayıp, peşimde dolaşmayı tercih etti.

Ekşisözlük te bir günde adına yazı girilme rekoru kırdı. Okumanızı tavsiye ederim. Hürriyet Gazetesi, Ayşe Arman'dan sonra yeni bir görgüsüz yazar yetiştiriyor. Amaç ne bilemiyorum. Gazeteciler bilirler.

11 Haziran 2010 Cuma

Eline Sağlık Fanatik

Evet, Fanatik Gazetesi, Beşiktaş teknik direktörünün getirilmesinin ardındaki skandalı cesaretle dile getirmiş.

Mustafa Denizli görevdeyken Schuster le anlaşıp, ortaya çıkınca sadece rastladık yalanı söyleyen, daha sonra Denizli'ye (ayıp olmasın diye) sağlık sorunları yüzünden görevi bıraktığı yalanını söyleten, ardından Schuster'i diğer yöneticilerden habersiz aldıkları sanılmasın diye yine yalandan dünyaca ünlü teknik direktörlerle masaya oturup fotoğraflarını medyaya veren yönetim, kendi dışında Denizli, Schuster, Ramos'u da madara eden yönetimin efsaneleri bitecek gibi durmuyor...

Aziz Yıldırım, Adnan Polat ve Yıldırım Demirören... 3 güzide klubün 3 efsane başkanı.

10 Haziran 2010 Perşembe

Perşembe Mongolları

Pakize Suda, Perşembe Monologları yazısından bazı şeyler :

SEVGİLİNİZİN en nefret ettiği hemcinsiniz kimse ona dikkat edin.
En büyük rakibiniz odur. Hayatın her alanında geçerlidir bu gerçek.
Ne alakası var ?


Televizyonda programların önüne konan “genel izleyici grafiği”ndeki insan niyetine karalanmış “o şey”ler bana daha çok manavların sebze-meyve tartarken kullandıkları ağırlıkları hatırlatıyor. Ya da eskinin sarıklı mezar taşlarını.
Anane Espirisi

Geçtiğimiz hafta dersimiz İsrail’di; “öğretmenlerimiz” konuyu enine boyuna, derinliğine işlediler.
Eee?


Erkeğin işi zor. Ayrılmak isteyen kadına inansın mı inanmasın mı? Kadının “Ayrılalım” derken “Evlenelim artık” demek istediğini duymuş bir yerlerden fakat işin ucunda kendini savcılıkta bulmak da var.
Yazlık, çekirdek espirisi

ve daha niceleri ...

Güldüren Açıklama

HaberTürk Gazetesi köşe yazarı Serdar Turgut'u takip ederseniz laik medyanın ana direğinin nereden beslendiğini daha net anlayabilirsiniz.

Fettullah Gülen'in Mavi Marmara baskını ile ilgili söylediklerini yorumlarken :

Baştan şu soruyu sormalıyız: “Fethullah Gülen gibi bir insanın, dindarları üzeceği ve kırabileceği ihtimali olan bir lafı, sonuçlarını düşünmeden söylemiş olması mümkün mü?” Gülen’in yardım gemisiyle ilgili lafı birçok Müslüman’ı hem şaşırtmıştır hem de üzmüştür, buna cemaatin içinden olan insanlar da dahildir. Gülen’in bu ihtimali görememesi mümkün değildir.

Sonuç itibarıyla Gülen’in, o açıklamasıyla Türkiye’nin geleceğine büyük bir hizmet yapmış olduğunu düşünüyorum. Şu an tepki duyanlar, ileride şimdilik ucundan dönmüş olduğumuz büyük tehlikeyi gördüklerinde teşekkür etmek isteyeceklerdir.

Devletin, Said-i Nursi’yi uzun yıllar boyu hapsetmesine, baskı uygulamasına rağmen o yine de “Bana bu davranışları reva görenlere de hakkımı helal ediyorum” diyebilmiştir. Yani anlayacağınız, Fethullah Gülen’in davranışlarının Mevlânâ’lara, Yunus Emre’lere ve Said-i Nursi’ye dayanan kökenleri vardır.

AKP yi pek de istemeyenler, Fettullah Gülen'in son açıklamasını yeni bir kurtuluş, hükümette bir çatlak olarak algıladılar. Bakalım kısa zaman neler gösterecek. Yasaklı cemaat lideri kullanılmayı hazmedecek mi?

9 Haziran 2010 Çarşamba

Terör Out, Anayasa In

Vatan Gazetesi, PKK'nın dün İstanbul polisine yaptığı ve 17 kişinin yaralandığı saldırıya ana sayfadan ayırdığı bölüme dikkat. Bu olayları kanıksadık iyice. Tam 17 yaralı. Küçükken İsrail de canlı bomba eylemi olduğunda 2 gün kendime gelemezdim. Olayın mahameti, iki taraf için de çok büyüktü. Şimdi bu olaylar benim şehrimde gerçekleşiyor. Neredeyse ana sayfada zor yer bulacak.

Dün Beylikdüzü'nde dolaşırken karşımdan gelen kürt genci gözüme takıldı. Çünkü arkasında polis otosu geliyordu yavaşça. Genç herhalde hissetti ve hemen cüzdanını ordan da kimliğini çıkarttı. Daha polis istemeden yaptı bunları, üstelik otonun duracağı bile belli değildi. Ama belli ki alışmış artık. Üstünü aradılar. Yanlarından geçtim. Gencin yüzündeki ifadesizlik, beni amerikan filmlerindeki gettolara götürdü. Newyork'ta sokakta bir anda durdurulan ve üzeri aranan siyahlar. "Hey adamım, evime gidiyorum." diyen uzun ve kabarık saçlılar. Amerika, bekle biz geliyoruz.

8 Haziran 2010 Salı

Domuz Savaşları


Bir süredir camii halısı reklamlarına ağırlık veren Vakit Gazetesi, İsrail ile yaşanan son barış gönüllüleri avından sonra silah reklamlarında son noktaya ulaştı. İlanda silahların domuz avı için olduğu özellikle belirtilmiş. Tabiki muzır okuyucular bunun hemen ne cins bir domuz olduğunu sorgulayacaktır. Aşağıda silahın orjinal fotoğrafını buldum.

3 Haziran 2010 Perşembe

Olayın Özü


Aslında, İsrail'le boğuştuğumuz falan da yok. Herşey düzmece. Kılıçdaroğlu biraz geriye itildi. Erdoğan bağırdı çağırdı. Zaten aktivistleri göndereceklerdi, sanki zafermiş gibi lanse edilmeye başlandı. Düşünceler değişmez. Askerlik yan gelip yatma yeri değil.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Yaz Aşırı Sıcak Başladı

Çetin Altan'ın uzun yazısında dikkatimi çeken bir paragraf :

Başka türlü olamadığı için böyle oluyor bu. Neden başka türlü olamıyor? Çünkü birçoğunun adını sanını ve liderini bilemediğimiz 62 siyasal parti; son 80 yıllık bütçelerin nasıl ve nerelere harcanmış olduğunu dahi umursamadan parti olmuş.

Türk Siyasetini özetleyen bir paragraf. Tecrübe söylüyor. Aslında bu, Türk insanının şu andaki genel yapısını özetliyor. Kimse, neyi, neden yaptığının farkında değil. Düşünen insan sayısı çok az. Siz de kendinizi test edebilirsiniz. Günde kaç dakika derin düşüncelere dalıyorsunuz. Kendiniz ve bütün bu olanlar hakkında...

1 Haziran 2010 Salı

Mavi Marmara + İsrail = Hitler


Yeni Şafak Gazetesi, İsrail'in yaptığı operasyona Nazi benzetmesi yapıyor. Burada iki amaç var. Birincisi O. Çocukları diyecek aslında ama diyemiyor. İkinci amaç ise, Nazi'lerin Yahudi'lere yaptığı soykırımı meşrulaştırmak ve basitleştirmek.
İsrail, sivil yardımların kendi limanları üzerinden kontrollü bir şekilde yapılmasını istiyor. Ama yardım gönüllüleri illa Gazze'ye yanaşmak istiyor. Olmayacaktı, olmadı da...